İçimdeki çocuk ve yetişkin sapsarı, ılık bir güneşin altında göz göze geldi. Çocuğumun gözlerindeki pırıltı, yetişkinimin meraklı, sorgulayan gözlerine takıldı. Söze şöyle başladı Yetişkin: – Önümüzde bir gün hatta bir ömür. Senle ben; iki yakın yol arkadaşı. Kol kola verip yürümesi gereken iki ortak. Var mısın çocuk benim gözümle bakmaya…
Ben, bir kez bitlendim. Şimdi bunu söylemek kolay tabi. Gel de o zaman, o yaşta söyle kolaysa… İşin sonunda bir başına kalmak var, saklambaç oyununa alınmamak, sırada tek başına oturmak var… Öyle ya kim ister bitli bir arkadaşı! Uzun, upuzun saçlarım var o zamanlar. Hani derler ya “Hiç makas değmemiş.”…
Biri var… Beni koruyor, kolluyor… Her şeyin en doğrusu, en iyisi onda… Bunu yap, şunu yapma, Bu uygun, şu asla olmaz diyor. Tehlikeleri hep benden önce görüyor, biliyor hatta seziyor. Bir de hep ama hep benden önce düşünüyor. Beni dışarıdaki tüm kötülüklerden koruyor Ama işte kendisi yerine göre dövüyor, yerine…
İçimizde bir çocuk var! Oyun oynamak isteyen, şımartılmayı, övülmeyi bekleyen, taklit eden, annesi gibi yemek yapan, babası gibi kokan, ebeveynlerinin çok takdir ettiği o komşu çocuğu gibi olmaya çalışan bir çocukla yaşıyoruz hep. Ve bunu biliyoruz. Çünkü yıllardır anlatılıyor. Duyar gibi oldunuz farkındayım. Şimdi benim de kulağımda aynı ses “…
Kararımı verdim kesinlikle istiyorum. Bunun için geçerli sebeplerim var. Bu karar acil alınmış bir karar değil. Aksine uzunca düşünülmüş, artı eksi hesabı yapılmış, olasılıklar hesaplanmış, nasıl niçin soruları sorulmuş… Alınan yanıtlar sonucunda “Evet” diyorum “Buna hazırım, yapabilirim.” Karar vermiş olmanın huzuruyla uzanıyorum yatağıma o gece. Huzurlu bir sabaha uyanmak garanti…








